içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

DOLAR KRİZİ EKSEN KAYMASI VE DEMİREL’DEN HATIRALAR

Türkiye gezi olayları ile başlayan süreçte sürekli uluslararası operasyonların merkezi oldu. Uluslararası haber kanalları tetikte bekliyor.

Türk halkı, 15 Temmuz’da büyük bir demokrasi destanı yazdığında haber kanallarında tık yoktu. Batı’lı müttefiklerimize, dünyanın gözü önünde olan hain darbe ve işgal girişimini ve Türk halkının yapmış olduğu destansı kahramanlığı anlatmakta zorlanıyoruz.

Ancak, 15 Temmuz’u görmeyen uluslararası haber kanalları en ufak kıvılcım da 9 saat! canlı yayın yapabiliyorlar. Spikerlerin, döviz kriz olduğunda ilk soruları, “Yağmalama başladı mı, insanlar kuyruklara akın etti mi? “ oluyor.

Ve çok şükür ki, yerel muhabirlerden o meşum haberi alamıyorlar.

Ancak, herkes biliyor ki bu krizin sebebi Rahip Brunson değil.

Ekonomideki yapısal bir bozukluktan da kaynaklanmıyor.

Türk ekonomisi, 2017’yi yüzde 7,4 büyüme ile kapatmış. 2018 ilk çeyrek büyümesi yine yüzde 7,4 olmuş.

Türk ekonomisi büyürken, her şeye rağmen bankacılık sistemi sapasağlam ayakta iken birden dolar krizi patlıyor.

Garibanın yegane yiyeceği olan patates fiyatlarına bile müdahale ediliyor.

Oyun üstüne oyun kuruluyor.

Bu operasyonların nedenleri konusunda herkesin farklı  bir fikri olabilir.

Üst üste gelen sorunların birikmesi ve patlama yapması sayılabilir.

Bana göre, en önemli sebep ise kuşkusuz giderek bozulan AB (+ABD)- Türkiye ilişkileri, Türkiye Çin-Rusya yakınlaşmaları ve Batı’nın Türkiye’nin eksen kayması yaptığı hissine kapılması geliyor.

Türkiye, BM’nin kurucu üyesi, NATO’nun kurucu üyesi, 1963 Ankara Anlaşması ile AB, o zamanki AET’ye tam üyelik başvurusu yapmış bir ülke.

Krizlerle çalkalanan Ortadoğu coğrafyasının tek laik ve demokratik ülkesi.

Enerji koridorlarının geçiş güzergahında kilit bir ülke.

Suriye krizi sonrasında başlayan göç dalgası, ülkemizin bu krizi  önlemedeki inanılmaz başarısını kimse inkar edemiyor.

AB, inanılmaz bir ikilem içerisinde, Türkiye’yi ne içerisine alabilecek cesareti gösteriyor, ne de kaybedecek gücü bulabiliyor kendinde.

Artık “Yes Sir” diyen Türkiye gitmiş.

“One Minute” diyen bir Türkiye gelmiş.

Bunlar Batı Dünyası’nın iç okumaları.

Bu konuları kendi içlerinde sürekli tartışıyorlar.

NATO, Türkiye’yi üyelikten çıkarabilir mi?

NATO'nun eski Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Amiral James Stavridis, Bloomberg'e verdiği mülakatta, Türk ordusunun Afganistan'dan Libya'ya kadar NATO'ya yaptığı katkıları gözleriyle gördüğünü belirterek, “Türkiye'nin NATO'dan ayrılmaması için ne gerekiyorsa yapılmalıdır” diyerek  gerekçelerini de şöyle sıralıyor.

"Birincisi, Türkiye’nin kapasitesi. Türkiye, NATO'daki en büyük ikinci ordusuna sahip.

İkincisi, jeopolitik açıdan en sorunlu bölgenin sınırında oturuyorlar.

Üçüncüsü sembolik olarak, bugüne dek çok önemli bir şekilde öne çıkacak bir ülke NATO'dan ayrılmadı. Bu NATO için felaket olur." diyor.

Bizlerin yapmış olduğu en büyük yanlışlardan birisi de,  AB-ABD eksenini komple Batı olarak algılayarak topyekün bir Batı düşmanlığı üzerinden siyaset yapmak.

Halbuki, ABD, Avrupa ile de fikir ayrılığı içerisinde. ABD, yaptırımlar konusunda hiçbir ülkeye danışmadan, bir müzakere süreci yürütmeden tek taraflı karar alıp o kararları bir gecede uygulamaya sokuveriyor. Trump'ın iktidara gelişiyle böyle bir süreç işlemeye başladı. Bu da bütün dünya ülkelerinin neredeyse tamamında tepkiye yol açıyor. ABD artık müttefiklerini de kaybeder hale geldi. Bunun olumsuz etkilerini özellikle Çin tarafındaki ticaret savaşlarıyla görüyoruz. Sonuçta sadece ABD'yi değil bütün dünyayı zora sokacak gelişmeler bunlar.

Uluslararası ticaretin bir numaralı kuralı: Uluslararası ticarette sınırlamalar ve vergi artırımları, ticaret hacmini küçültür.

Ve bundan herkes zarar görür.

Türk Ordusu AB’nin yeni güvenlik konseptinde yerini almalıdır.

Bakınız Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa Birliği'nin (AB) özellikle güvenlik konuları ile ilişkin olarak “Avrupa artık, güvenlik alanında sadece ABD'ye bağımlı olmamalıdır. Avrupa'nın güvenliğini ve bağımsızlığını sağlamak için sorumluluk almak bugün bizim görevimizdir.” diyor.

Peki Dünyanın en güçlü ordularından birisi olan Türk Ordusu AB’nin bu arayışlarına önemli bir çare olabilir mi?

Çok da güzel bir çare olur. Bu yolu da siyasetçiler, diplomatlar ve işadamları, STK'lar açacaktır. Açmalıdır.

Peki bizim tarafta geliştirmemiz gereken politikalar nelerdir?

Bu operasyonlara nasıl dur dememiz lazım.

ABD ile ipleri kopartarak,  gemileri tam manasıyla yakarak mı?

AB ile üyelik işlemlerini dondurmak ve BRICS gibi, Shanghay 5’lisi gibi yeni işbirlikleri geliştirerek mi?

Ya da böyle işbirlikleri AB üyeliği mantalitesine ters midir?

ABD ile yaşanan bu gerginlik, ilk kez mi yaşanıyor?

Daha dün 1 Mart Tezkeresinde, çuval krizinde bu gerginliği yaşamadık mı?

Merhum Ecevit'in 1974'te haşhaş ekimini serbest bırakması sırasında,  Kıbrıs Barış Harekatı'nın ardından Türkiye'ye uygulanan silah ambargosu ve 25 Temmuz 1975'te Başbakan Demirel'in 21 ABD tesis ve üssünü kapatması ve 5 bin ABD personelini yurt dışına göndermesi hep ABD ile yaşanan gerginliklerden bazıları idi.

Dış politika böyledir. Kalıcı dostluklar yoktur, menfaatler vardır. Ve bu menfaatler bazen çatışabilir.

Geçmişten Ders Çıkarabilmek

Çocukluk yıllarımda, 12 Eylül öncesinde,  bizim dükkana Tercüman Gazetesi gelirdi. Bu gazetenin sloganı “Her Sabah Dünya Yeniden Kurulur. Her Sabah Taze Bir Başlangıçtır.” cümlesi idi.

Aslında bu sözün orijinali, ABD Türkiye ilişkilerinin gerildiği dönemde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e aitti.  Demirel “Her gün Dünya yeniden Kurulur ve Türkiye bu Dünyada yerini alır.” derdi.

Merhum Demirel Eksen kaymaları tartışmaları hakkında, ABD krizleri hakkında ne diyor.

“O Yıllarda “Zengin Kaynakların Fakir Bekçileri”ydik”

Türkiye bir maden memleketidir, maden kaynakları açısından zengindir fakat bunlar ya ham olarak çıkarır satar ya da hiç işlemez. Toprağın altı zengin, üstü fukaradır.

O yıllarda bu duruma biz “Zengin kaynakların fakir bekçileri” derdik. Bu madenleri çıkarıp işleyerek bu zenginlikleri değerlendirmek istiyorduk. Bu, dünyayla güreşmek gibi bir şeydi. Biz dünyayı devirecek gücü kendimizde hissediyorduk. Bu projelere finansman aradık ve birinci grup için bulduk.

Dünya Bankası, 15 yıldır bize para vermiyordu ama tek başına bir hükümet kurulduktan sonra, bize kredi açmak istediğini söyledi. Biz de onlara “Keban Barajı, İstanbul Boğaziçi köprüsünü finanse ederseniz kabul ederiz” dedik. Boğaziçi köprüsü asırların hasretiydi, artık yapılmalıydı. Bu köprüden bütün Türkiye geçecekti, Türkiye'nin gururuydu, Asya'yı Avrupa'ya bağlayan bir köprü olacaktı.

İkinci grup olarak da İzmir'de bir rafineri yapmak istedik. Türkiye'de iki tane rafineri vardı ve ikisinin arasındaki mesafe çoktu. Ulaşımdaki aksaklığı da gidermek istiyorduk. Maden fabrikaları yapmak istiyorduk, maden fabrikalarının başında da alüminyum geliyordu. Seydişehir'de 25 milyon ton rezerv vardı ve bu Türkiye'ye 50 yıl yetecek kadar alüminyum demekti.

Demir-çelik tesisi yapmayı düşündük. Bunun yerini aradık ve İskenderun'a karar verdik. Demir-çelik tesisi için, Seydişehir'de kuracağımız alüminyum fabrikası için, İzmir'de kuracağımız rafineri için, Bandırma'da kuracağımız sülfürik asit fabrikası için ve Artvin'de kuracağımız yol ve levha fabrikası için 300 milyon dolar lazımdı.

Batılılara bunu finanse etmelerini söyledik, kabul etmediler. 1945'ten sonra Rusya-Türkiye arasında bir gerginlik vardı. 60'lardan sonra yavaş yavaş bir yumuşama başladı. Bu yumuşamadan dolayı o dönemlerde hem Türkiye içinden hem de dışarıdan eleştiri aldık. Rusya komünist bir ülke, Türkiye ise tam tersiydi. Bu önemli tesisleri Ruslarla işbirliği içinde yapma düşüncemize Amerika tepki gösterdi.

Bu tepkiye karşı şöyle bir şey söyledim: “Bana güveniyor musunuz, benim, ülkeyi komünizme karşı koruyacağıma inanıyor musunuz? Öyleyse bana güvenin.”

Rusya ile anlaşma yaparken “Komünizm sizin işiniz, demokrasi bizim işimiz, bu projeleri inşa ederken Türkiye'de komünizm propagandası yaparsanız münasebeti keseriz” diyerek uyardım.

Cosidi'ye “Ne sen benim ülkeme komünizm getirebilirsin ne de ben senin ülkende komünizmi ortadan kaldırabilirim. Sen komünistsin, ben antikomünistim ama biz medeni insanlarız” dedim. Sonra bu proje için anlaştık.

New York Times’in sahibi “Aks mı değiştiryorsunuz” dedi.

Bir gün New York Times'ın sahibi beni ziyarete geldi. New York Times'ın sahibi demek Amerika'yı idare eden birkaç kişiden biri demek. Daha oturmadan “Aks mı değiştiriyorsunuz?” dedi.

Ben de, “Türkiye zengin memleket olmak istiyor, yoksul dosttan ne çıkar? Türkiye'nin zengin olmasından korkuyor musunuz? Yoksul dosttan korkun. Biz Türkiye'yi zenginleştirmek istiyoruz. Reformcusunuz, sizin adamlarınıza sorduk, batıya sorduk “Bunu yapar mısınız?” diye. “Biz size diğer tesisler için para verdik ödeme gücünüz bu kadar, daha fazla veremeyiz” dediler.

 “Peki, biz bekleyecek miyiz yoksulluk içerisinde, işsiz güçsüz?” dedim. “Türkiye satılık değil, sizden kredi alınca size satılmış olmayız, Sovyetler Birliği'nden kredi aldık diye de onlara satılmış olmayız. Türkiye büyük bir memleket, alınıp satılamaz, böyle bakın Türkiye'ye.

Türkiye her rüzgârın önüne takılıp gidemez.” dedim. “Ben yanlış anlamışım, özür dilerim” diye cevap verdi.

Bu gün de hala söyleniyor, “Türkiye eksen mi değiştiriyor?” diye. Bana da soruluyor. “Türkiye'yi kıpırdatamazsınız” diyorum.” diyor.

İşte, Amerikalılara Boğaziçi Köprüsünü, Keban barajını, Ruslara, Seydişehir Aliminyum’u, İskenderun Demir Çelik’i ve İzmir Aliağa Rafinerisi’ni finanse ettiren büyük diplomasi ve siyaset.

Allah Rahmet eylesin bu büyük Devlet Adamına.

Evet, Türkiye 1071 Malazgirt zaferi ile beraber yönünü hep Batı’ya dönmüştür. Türklerin İslamı yaşama biçimleri Ortadoğu  Müslümanlığından farklı olmuştur. Türkiye’yi bu yolundan kimse döndüremez.

Lakin konjonkturel olarak ve ulusal çıkarların gereği olarak bazı yakınlaşmalar ve uzaklaşmalar olabilir. Bu gelgitler de her ülkede, AB’nin kendi içerisinde de olmaktadır.

Önemli olan, büyük bir diplomasi ile bu işleri ulusal çıkarlarımız doğrultusunda, kavgasız çözebilmektir.

Allah bu milletin ve Devletin yardımcısı olsun.

İdarecilerimize basiret versin. Amin.

Bu yazı 6331 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum