içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

Beni titretip kendime döndüren adam

Op. Dr. Rıfkı KARABATAK

Beni titretip kendime döndüren adam

Bugün size Yusuf Emmiyi anlatacağım. Asıl adı Yusuf değil ama bazı harfleri benzediği için aklıma ilk gelen isim olarak Yusuf Emmi diyeceğim ona .. Nasılsa benim deli gardaşım Yusuf Yeşilçimen’in adı  yabancı değil, Asıl adını  saklamamda amaç yaklaşık adres te söyleyeceğimden kimliği ortaya çıkmasın belki ailesi uygun bulmaz.

Yıl 1998 - 99 filan.  Doğumevinde  Başhekimim. Muayenehanem de hemen yolun karşısında. Öğle vakti 12:00’de muayenehaneye geçip hasta bakıyoruz. Böyle bir geçişte gördüm Yusuf Emmiyi .. Elinde bir plastik kova, yaklaşık 2 metre boyu, şişe dibi gibi gözlüğü ile kaplumbağa hızıyla yanımdan geçti. Yaklaşınca anladım ki, yaş neredeyse yetmiş, gözler neredeyse hiç görmüyor, Yusuf Emmi de öyle zayıf ki yürümeye mecali yok. Ondan böyle yavaş gidiyor. İçimden yaşlılıkta be zor Allah yardımcısı olsun deyip hızla geçtim muayenehaneye.

Ertesi gün tekrar gördüm aynı şekilde, herhalde buralarda oturuyor diye düşündüm. Malum hastane Hasas’ın girişinde. Üçüncü görüşümde ise ‘Bana Allah gösteriyor bu amcayı’ bir anlayalım bakalım diye koştum arkasından  “Amca hayırdır kaç gündür seni görüyorum elinde bu kovayla nereye gidiyorsun? Her gün diye sordum. Sorar sormaz da jetonum düştü. Hastanenin arkasında ki aşevinden yemek almaya geliyordu..

Nerden geliyorsun? peki dedim. Kurtuluş- Laleli civarında ki meşhur derelerden birinin tabanında imiş evi.  Üstelik parası olmadığından dolmuşa da binemiyormuş. Her gün onca yolu yürüyormuş. Adının Yusuf olduğunu öğrendim. O gün hastanenin arabasıyla yolladım evine. Şoföre de evin yerini öğren duruma bir bak dedim. Neredeyse 45 dakika sonra geldi. Tam fırça atmaya hazırlanıyorum nerde oyalandın diye.

Hocam evi falanca derenin tabanında. Bu adam bunca yolu nasıl yürüyor ki! iki kap yemek için. Ev demeye de şahit ister.  Çok perişan haldeler. Evin bir odasının da damı akıyormuş çok üzüldüm dedi.

Ben karşılaştığım yardıma ihtiyacı olan insanları Allah’ın beni sınamak için karşıma çıkardığını düşünürüm hep. Elimden geleni yapmaya çalışırım.

Duyarsız kalamam. Bunda da böyle oldu. Evlerini ziyarete gittim. Önce damını yaptırdım. sonra biraz erzak aldım eşine pazar harçlığı verdim. Kurban bayramı yaklaşmıştı. Götürüp benim adıma kurban kesin diye bir kurban parası verdim. Derdim kurban kestirmek değil zaten Yusuf Emmi ne gidip alabilir ne elinde tutabilir. İhtiyaç görsünler yeter.

Derken biz bunu her yıl yapmaya başladık.

Yıl oldu 2002.. Aylardan Temmuz … Bunu nasıl tam hatırladın derseniz MHP Hükümetinde MHP’li Sağlık Bakanı varken başhekimlikten alınıp sürgün yediğim tarihtir de ondan hatırlıyorum … (Bu da ayrı hikaye belki bir gün anlatırım)

Aynı tarihler Sevgili Dostum Ahmet Şafak’ın ‘Yalnız Kurt’ şarkısının dillerden düşmediği  tarihler.. Ben bu işi sindiremiyorum. Kötü başhekim değilim. 6 ay önce rutin denetleme yapan müfettiş ‘Teşekkür’ yazdı denetleme defterine. Doktorluğumu bilen biliyor. Başka partiler iktidarken ülkücülüğünü haykıran ocak gecelerinde en önde boy boy resim veren adamım .. yani siyasi de olamamalı görevden alınmam.

Neredeyse bunalıma girdim.

Gece gündüz ‘Yalnız Kurt’ dinliyorum. Bazen hırsımdan ağlıyorum kimseye çaktırmadan .. Kendimi yalnız bırakılmış, güçsüz, işe yaramaz hissediyorum. Hasta muayene ederken bile Yalnız Kurt çalıyor odamda. Bende neredeyse hastayı dinleyeceğime parçayı mırıldanıyorum içimden.. Aslında dönemin Valisi Kadir Çalışıcı ve Öz Ağabeyim dönemin ANAP İl Başkanı Orhan Aydın sahip çıktılar. İl dışına gönderilmeden il içinde yeni açılan  SSK Hastanesine geçiş yaptım ama uğradığım haksızlığı yediremiyorum.

Bu arada bir sonraki kurban bayramı geldi çattı. Hani bunalımdayım ya. Görevden alındık diye yastayım ya. Kendi derdime düşmüşüm ya.  Aklımda Yusuf Emmi filan yok yani.

Kurban Bayramı arefe günüymüş. Bunu hatırladığımda gece 21.00 filandı. Ertesi gün Sabah Bayram namazına gidilecek.

 İçime bir sıkıntı çöktü. Yusuf Emmiye gidemedik diye! Bir yandan da hiç yerimden kımıldayasım yok. Moral sıfır. Bir saate yakın kendimle mücadele edip dayanamadım gidip adama kurban parası vereyim diye kalkıp yola düzüldüm.  

Kapıyı çaldığımda saat 22.00 filandı. Yenge kim o ??? Dedi ..

Ben cevap vermeden içerden Yusuf Emmi Dohtur mu geldi?? Diye seslendi. Adımı hiç söyleyemezdi zaten.  Belki de hiç öğrenemedi. Rıfkı da kolay isim değil hani.  Dohtur Bey derdi sadece.  Ben de benim Yusuf Emmi diye seslenince.  Kapı açıldı. Yusuf Emmi saymaya başladı yengeye.

Ulan  karı ben sana o adam helal süt emmiş gelir. İşi vardır çalışıyordur adam. Tek derdi sen misin demedim mi? Belli ki yenge biraz mızmızlanmış ‘Senin Dohtur bu sene gelmeyecek’ diye.

 O da bana inancını hiç yitirmemiş. Gelir diye savunup durmuş.  Oy benim Yusuf Emmim … Nasıl bir gönlün varda bu kadar güvendin senede 2- 3 kere gördüğün adama.

Öylece bakakaldım etrafa. Bu evde yaşayan, yaşama küsmek için bir milyon sebebi olan bu perişan hallerde uzattığın bir küçük yardım eline sıkı sıkıya yapışan Yusuf Emmi sana inansın.. Sana güvenip son dakikaya kadar eşiyle senin için didişsin. Sen de altında ki koltuğu üç kağıtla çektiler diye hayata küs kabuğuna çekil.

Ulan şu hayatta neyin eksik.  O görevden alınınca neyin eksildi. Tam tersi mertliğinin dürüstlüğünün bedelini ödüyor ‘Mağdur edildi’ diye sevenlerin artmadı mı?  Yardım edebileceğin binlerce insan varken kendine bile yardım edemeyen bir acize dönüşmek hangi hastalıklı kafanın ürünü …

Şu gariban Yusuf Emmi sana bu kadar inanırken sen nasıl kendine inancını yitirirsin. Elin adamı sana güvenirken sen nasıl sana güvenmezsin.

Resmen gördüğüm manzara beni titretip kendime getirdi.  O eve başı önde kendini güçsüz ve işe yaramaz gören bir insan olarak girdim başı dik daha iyiyi daha güzeli yakalama hırsı olan bir savaşçı olarak çıktım. Girerken hava karanlıktı ama çıkarken dünyam aydınlanmıştı.

Bu geleneğim yıllarca sürdü. Bir gün gittiğimde ‘Yusuf Emmi rahmeti oldu’ dedi yenge. Epeyce rahatsızdı zaten. Oturup ağladık.  O geceyi yad ettik en çok. Bende ki etkisini anlattım. Yenge de itiraf etti “Gelmeyecek bizi nitsin didiydim” diye… Mekanı cennet olsun.. Varsa hakkım helal olsun..

Çocukları yetişti iş güç sahibi oldu durumları pek iyi olmasa da muhannete muhtaç değiller. Yenge de arada uğrar bizim hastaneye. ‘Ben geldim’ demez ben onu görene kadar. Hatırını sormaya geldim der görünce. Ben sorunca da Allah’a Şükür canımız sağ der sadece. Asla bir şey istemez. Ben zorla veririm bir şeyler. Yarı utanarak yarı gönülsüzce alır.  Zaten onlar benden hiçbir şey istemediler ki.   Mevlam karşıma çıkardı.

Bu yazı 434 defa okunmuştur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
FACEBOOK YORUM
Yorum